17 Mart 2009

yarın

umuyorum benim de göğüs kafesimde
kapkaranlık bilge bir akik bulacaklar

kan burulmuş geçitlerinde yankı
ve uçurum kanadı saydam sözler


.

15 Mart 2009

Armağan




eski püskü köhnemiş gemi güvertesiyim
üşümem, ayazım, kırağım ondan...

suskusunda varlığın aynalı saçlarıyla
kalbi kırık bir truva şarkısı bulun bana
her yer gün kurusu mahşer
baharın gelişi öyle olağan
gerçeğin sağı solu essahtan olsun

görülmeyecek ne varsa gördü gözlerim
üstelik bir ben değildim
bırakın bana

beynimin hayaletli odalarını
karmaşasını bu bütün dünyanın
bi çırpıda gocunmadan yuttuğu için
genzimi yutağımı bırakın bana

sade yüreğimi alın efendim
o yorgun ve çalışkan işçisi bedenimin
fırtınadan kurtulan tek yolcum olsun

geriye kalan hep safra

bırakın bana.

10 Mart 2009

Seçmece

sheytan kurt gönünde değil, kuzu postunda gizlidir.

ortaklık öküzdense başka buzağı yeğdir.

beline, eline, diline sahip olmayanın sahibi çok olur

edebi, edepsizden öğren

laf torbaya girmez

el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır.

ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl

dağları ıssız sanma, körleri gözsüz sanma

inkar mahkemenin kilidi

ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.

it derisinden post olmaz

zerdaliden kaval olmaz, zurnadan al haberi

04 Mart 2009

Bazen Bilemez İnsan




Şeytan tırnağı hayatlar da var dedi içinden bakana .


Hiç ama hiçkimseye söylemediğiniz sözleriniz oldu mu sizin? Bedenlenmiş her eterde sınayıp tüketmediğiniz sözceleriniz oldu mu? Ya asla benzeri tadılmamış tek bir duygunuz? Şey gibi hani,

az sonra gırtlağınızdan içeri dökülecek olan bir yudum suyun dehşeti,
içine düştüğü kuzguni karanlıkta ateşe döndüğünü gören birinin hayreti,
bir kar tanesinin diğerlerine kavuştuğunda yitip gidişi,
bir kirazın, "sebebi" olduğundan emin olduğu nisan sevinci,
gözbebekleri büyürken gecede, beyni küçülenlerin tuhaf, masum algısı,
yemyeşil çimenlere demincek düşmüş çiy tanesinin şeffaf tertemizliği,
etin tırnakla sadık teşrik-i mesaisi,

Ne varsa toparlayın. Gıcır gıcır ne varsa çıkınınızda -ki ona küfredebilir en arlanmaz tanrılar- çıkarın koyun masaya işte.
Varsa hiç ışık değmemiş bir yanını da ekleyin retinanızın,
hiç ses değmemiş bir anını kulağınızın ve
yolu beyninizden hiç geçmemiş bir yanını nefesinizin.

Sonra yoğurun hepsini ellerinizle.

Ortaya çıkan her neyse sizden değildir.

Bizden olabilme ihtimali yalanların türevi; "bazen"se genellikledir.

(Sana seslerce söylenecek. Duymayacaksın.
Sana asırlarca, sırlarca söylenecek. Duymayacaksın.

Tanı kendini!

Söylediğin kişi değilsin. Yargıladığın bütün sıfatlardan ibaretsin sen. Bunu sana insanlık adına , kardeşlik adına söyleyecek Jüpiter'in sevdiği birkaç kişi. Tanı kendini.

İnsan olmak için halâ bir seçeneğin var ama bedeli sıfırdan başlamak ve ne kadar işe yaramaz olursa olsun, kendi öz gerçekliğinle yüzleşmek. Bütün çıplaklığınla.

Bazen bilmiyor insan.
Ve genellikle bazen.

Hoşçakal....................)





.

03 Mart 2009

Biz Çocukken



Biz çocukken feri sönmüş aylardan haberdar değildik. Unutulmuş suratlar arasından bir surat seçmek gerekiyordu, kimi seçsek kendimiz oluyorduk. Ne zaman gülümsemişsek, o zaman düşüyorduk uçurumlara. Dişleriniz adı bilinmeyen dostlara benziyordu.
Hiç kimselerinkine benzemeyen bir kafatası bulmuştu bilen adamlar. Ne vardı ki bunda... Hiç kimselerinkine benzemeyen birer uçurum taşıyordu insan denen her bir illet kafatasında...

Herkesin şurasında burası denen bir yer var unutma...

Bir yudum suda nasıl boğulur insan biliyoruz artık. Zayıfız belki ama eksik değiliz dünden. Bir yudum suda nasıl boğulurmuşuz bir öğrensek, ölümsüz oluruz sanırdık ya, öyle değilmiş.
Hayat öğrenildikçe dolan bir tükrük hokkası imiş...

Biz çocukken portakal rengi baharlardan haberdar değildik. Ruhumuzdaki niş de, kiriş de bizdik. Söylenmemiş laflar arasından derinlikli şeyler seçmek gerekiyordu, ne söylesek sesimizi susuyorduk. Nefsimizle gökyüzü arasında gidip geliyorduk işte. Ne var ki yıldızlar hepimiz için tozlaşıyordu. Memnunduk maviliğinden kanatlarımızın. Gülümsüyorduk. Sonrası o malum uçurum. Yıldızlara söz söyleme kaygımız yoktu diye destanlar yazıyorduk. Aynaları kendimiz, kendimizi sırlı cam sanıyorduk. Aptallığın başkenti! Hiçbir neden yoktu kafa karışıklığına. Yanlış formül üzerinden doğru sonuçlara varıyorduk.

Öğrendik ki, her ne varsa insana dair ne yek pare ne sahipli. Yazdığın her sözcükte sen de beni anlatıp duruyorsun ey sesimin annesi. Ey diye ünleyen son sel, barakaları yıkıp geçtiydi bir gece. Göksel bir rüyaydı belki.
Biz de çocukken adeta rüyaydık zaten. Hayra yormak nedir bile bilmezdik.

Çınardan ellerinizle ağaç evler mi yontmuştunuz yoksa siz de -hani ayağı yere basmayan...
O halde sürer gider bu klorofil özentisi...


.